Saturday, August 14, 2010

kardesim beni cok seviyor

-sence ben diger insanlara yaklasmasi kolay, sicak bir insan izlenimi mi veriyorum?
-valla abla, simdi biliyorsun bir evlenilecek kizlar var bir eglenilecek kizlar...
-eee?
-bir de bana uzak allaha yakin olsun, allahim nutfen nutfen bana bulasmasin dediklerin var. bence seeeen o son kategoriye aitsin.

agliyorum su an.

Friday, August 6, 2010

dest-i izdivac

-bu cumartesi kilyos'a gidelim mi?
-olmaz ben ogretmenimin dugunune gidicem
-aksam b. abilere yemege gidilmiyor muydu?
-gitmicez iste, oglen gidip gelicez. aksama dugun var, yemege gidersek yetisemeyiz.
-bari oglen gitmeyelim sicakta, aksam ustu?
-dugune yetismem lazim diyorum.
- ay bu ne dugun hevesi? goren de altinlari buna takcaklar sanacak.
-dugun!

Tuesday, July 20, 2010

tatil koyu-animasyon

(yazarimiz tatilde oldugundan boyle bastan savma yazi yaziyor- hincal uluc gibi fikra da anlatabilirdi, buna da sukur)

[kardesimle ayni odada, uyumadan once]

-eriiiiik, erik nortmiiin.
-allahim ne gunah isledim de bana boyle bir cezayi reva gordun? her aksam ayni cile.
-ne cilesi be?! bu ne kadar buyuk bir sans farkinda misin? yarin birgun biyografimi yazmak icin seninle gorusmeye geldiklerinde, 'sezen hanim en parlak fikirlerini gece tam uyumadan uretirdi, onunla her gun yeni bir maceraydi' diye anlatabilmek serefine nail olacaksin. misyonun agirligina yakisir hareket et, sen chosen one'sin, secilmis kisisin.
-secilmis kisi mi? nerden secilmis? cami avlusundan mi?

Thursday, July 8, 2010

saray entrikalari (behlullu)

ulkemiz icin adeta bir turizm burosu gibi calisip her yaz sagdan soldan ziyarete gelen arkadaslari gezdirmekle yukumlu oldugumuzdan istanbul'un tarihi ve dogal guzellikleriyle istemedigimiz kadar icli disli olduk ailecek.

turizm ve iyiniyet elciligi gorevini normalde milas'ta surduren bir arkadasla beraber ucuncu bir arkadasi istanbul'da gezdirmeye ugrasiyoruz. kardesim de mihmandar ekibine dahil (bu arada bu detaylarin esas konuyla hic mi hic ilgisi yok, lafa niye burdan basladim bilmiyorum, o kadar yazdim silmeyeyim diye devam ediyorum)

neyse sultanahmet, aya sofya derken bu sefer de beylerbeyi sarayi'na gittik. sarayda orijinaline sadik kalinmis perdelere, dosemelere bakarken icim eridi; her gordugume 'bundan istiyorum, bana bunu alin' diye yapismaya kalktim. en son II. abdulhamit'in buyuk bir incelikle islenmis calisma masasini gordugumde beraber gezdigimiz kafileden ayrilip kordonlarin ustunden atlamaya calisirken 'masa, masa, masaaa' diye feryat etmeye baslayinca kardesim cok isabetli bir tespitle 'abla kendine saraydan esya sectiginin farkinda misin, biz sana ikea katalogu filan bulalim, lutfen kendine gel, evine ve yuvana geri don, karin ve cocuklarin seni cok ozluyor ' dedi.

ne diyebilirdim ki [ yazima aylardir beklenen kapanis icin drum roll nutfen ...digidigidigi... ]

"adam hakli beyler"

(yazi icersinde drumroll efektini bu kadar yapabildim, bu arada size bir mesajim daha var sevgili okuyucularim, araya girmisken soyleyeyim dedim: hani bizim bilet paralari? nerde? siz boyle cimrilik ettiginizden eldeki imkanlar ancak bu kadarlik drum roll'a izin veriyor farkinda misiniz? zinisim adnikraf ninekilhet? direkt para gonderemiyorsaniz masa gonderin? abdulhamit masasi? yastik kilifi da olur?)

Saturday, June 26, 2010

sinema, entelijansiya, konjonktur!

bugun kahvaltida ogleden sonra hangi filme gidilecegi konusuluyordu. kardesimle topu surekli birbirimize attigimizdan ikimiz de internetten su an hangi filmler oynuyor diye bakmamisiz. en sonunda vizyonlu bir lider gibi 'tamam ben gidip bakiyorum' diye olaya noktayi koymaya karar verdim. babamin mudahelesi gecikmedi:

-size kim sinemaya gidebileceginizi soyledi?
-ben iste filme gidemiyoruz, bari resimlerine bakalim diye bilgisayari acmaya gidiyordum
-resimlerine de bakamazsiniz
-yazilari okusak sadece?
-tamam o olur, cok acmayin interneti, azicik kisikta kullanin, hemen bitmesin

ey kari! bunca zamandir sonuna kadar acamadigim internetlerde size blog yazisi yetistircem diye ugrastim, artik siz de sevabina aranizda para mi topluyorsunuz napiyorsunuz, su yaziyi okuduktan, bu zulme taniklik ettikten sonra bu babasinin baskisi altinda cile ceken edibenize iki sinema bileti alirsiniz, nankor degilsiniz ya?

(niye iki bilet, cunku kardesim olcak o kisi de bu aralar pattis kizartma konusunda kendini baya gelistirdi, kunefe yapmayi ogrensin diye lobi yapicam, hadi gari, hepiniz bi lira verseniz...)

Sunday, June 20, 2010

saglikli birey yetistirme rehberi

her sevgi dolu ve cocuk psikolojisinden anlayan abi/abla gibi ben de kardesime kucuklugunden itibaren kah uvey evlat olusuyla ilgili, kah cami avlusunda nasil bulunduguna dair, kah o bebekken onu doktora goturdugumuzde doktorun bu cocuk anormal deyisine deggin bir suru hikaye uydurup anlatarak saglikli gelisimine ve topluma faydali bir birey olarak katilma surecine elimden geldigince katkida bulundum.

bugun, benim sayemde, tanidiklarin evlerinden ote beri calmak, ara sira kimi ufak binalari atese vermek, ve bagimlilik problemleri haric hicbir sorunu olmayan sapasaglam bir yetiskin olan kardesim bana patates kizartip getirmis. o esnada fonda calan mustafa sandal'in demo sarkisinin etkisiyle aramizda soyle bir konusma gecti:

-afferim, cok guzel olmus bunlar, senden onceki kardeslerim hep demoydu, senin performansin yerinde oldugu icin aramizda bugunlere gelebildin
-digerleri noldu peki?
-iste cami avlusuna goturup iade ettik
-beni aldiginiz cami avlusuna mi?
-evet, cami avlusu cocuk exchange burosu, memnun kalmadigin cocugu goturup yenisini aliyorsun.

bu uyaridan sonra hicbir sey icin gec olmadigini, sanli turk ablasinin en ufak bir kusura bile goz yummayacagini, yarin yine patates kizartmazsa kendisini tekrar cami avlusunda bulacagini anlamistir umarim.

biliyorum okuyorsun bu blog'u, yarin pattisler bugunku kadar yagli olmasin mumkunse. opuyorum.
sevgi dolu ablan,
-s

Tuesday, June 8, 2010

kotu blog yazisi is better than no blog yazisi

anneciyim de butun umutsuz ev kadinlari gibi 'ne pisirsem' derdinden muzdarip. turk ev kadinlari dernegi'nin gecen seneki yillik bulteninde de degindigi uzere 'adini koyduktan sonra o yemek nasil olsa piser' ancak her gun pisirecek bir seyler dusunmek, hele de kardesim ve benim gibi asiri yemek secen iki kisiyi de goz onune alarak allah'in gunu menu hazirlamak oldukca zor, bunu kabul ediyorum.

annem bu duruma soyle bir cozum getirdi, her gun ne yemek pisirilecegini artik bana soruyor. bir sure sonra benim icin de bir problem haline gelen bu surecte baslarda isgoren 'yae ne pisirirsen pisir ben yerim yea' turu savusturmalarim artik annemin blofumu srrak diye gorup birak yemeyi, piserken kokusuna bile dayanamadigim parca etli nohut yemegini "iyi o zaman nohut yapiyorum" diye one surmesiyle gecersiz hale geldi.

ama bana o kadar balik yagini bosuna icirmediler sevgili okuyucularim, zalimin zulmu varsa benim de karsi atagim var. son birkac gundur ne zaman "ne yemek pisirsem" diye gelse gozlerimi uzak bir noktaya dikip gayet sikici ve monoton bir ses tonuyla basliyorum:
"yemek yemek tarihin baslangicindan bu yana icinde bulundugumuz bir ugrasidir. beslenmek adeta nefes almak, su icmek gibi hayati bir gereksinimdir. insanlar varoluslarinin baslangicindan gunumuze degin yemek yemek icin cesitli yontemlere basvurmustur. kah orada kah burada, o bayan su sekil bu bayan su sekil..." derken benim hitabetim tukenmeden annemin sabri tukeniyor ve yirtiyorum.

kucuk insanlar kisileri, orta capli insanlar olaylari, buyuk insanlarsa kavramlari konusur sayin okuyucularim. biz de her gun iki keskin zeka, iki bukulmez bilek yemek kavramini boyle ele aliyoruz iste. unutmayin kartallar da zirveye cikar, yilanlar da. ama biri ucarak oburu surunerek varir o zirveye. analar, analarimiz.